18 Haziran 2008 Çarşamba

Zamanı Etkili Kullanmak için KOÇLUK

Dr. Zerrin Başer (1)

Yaptığımız Çözüm Odaklı Koçluk tanıtımlarında sıklıkla karşılaştığımız bir soru türü vardır; “Anlattıklarınızı anlıyorum da, bu koçluk görüşmesi tam olarak nasıl işliyor? Bir örneği yok mudur?” Bizler de zaman zaman bir koçluk yaparak, zaman zaman da daha ayrıntılı açıklamalarla cevap veririz. Bu ay da okuyucularımıza “Bir koçluk görüşmesi nasıl işe yarar?” sorusuna ilişkin bir örnek sunuyoruz. Yapacağı işlere bir türlü zaman yetiremeyen birinin koçuyla çalışmasından bir bölümü paylaşıyoruz.

Eğer siz de “Bütün gün koşturmaca ile geçiyor ama yine de gün sonunda bir sürü işi ertelemiş oluyorum” diyenlerdenseniz işte size bir koçluk görüşmesi.

“Koçluk konusunda genel bir bilgiye sahibim ancak henüz bir koçluk çalışması yapmadım. Bir koçluk görüşmesi yapmak isterim.
“Yarım saatlik bir süremiz var. Sizin için önemli olan bir konuya odaklanıp buradan bir sonuçla ayrılmak isteseniz, bu konu ne olur?”
“Aslında şu sıralar zamanı planlamakla ilgili düşünüyorum. Nereye ne kadar zaman ayırmam, neleri önce yapmalı, neleri ertelemeliyim? Bu konuda sizden yardım istiyorum.”
“Yaşamınızda yapmak istediklerinizi önceliklendirmek istiyorsunuz, doğru mu anlıyorum?”
“Evet tam olarak böyle diyebiliriz. Bana bu konuda ne önerirsiniz?”
“Biz koçlar öneride bulunmayız, sadece istediğiniz konuya odaklanarak, kendi çözümlerinizi bulmanıza katkı sağlarız.
Şu anda yaşamınızda yapmak istediklerinizi önceliklendirme konusunda kendinizi 1 ile 10 arasında bir puanla değerlendirecek olsanız kendinizi nasıl değerlendirirdiniz?”

“ 2 derdim.”
“Beynimiz aslında her şeyi ölçümler ancak bilinçli zihnimizin bunun farkına varması önemlidir. Peki, bu görüşmemizin çerçevesinde 10’a ulaşmış olmak neye karşılık geliyor? 10 size neyi ifade ediyor?”
“Nereden başlayacağımı, hangi alana odaklanmam gerektiğini ve aynı zamanda sıralamanın ne olduğunu bilmem belki beni 10’a taşır.”
“Bugün için 24 saatinizi değerlendirecek olsanız hangi alanları sayardınız? Zamanınızı neler alır?”
“Genel alanlar olarak düşününce… sağlık, iş, spor, aile, hobiler, kitap okuma, arkadaşlar, sosyal yaşam ve kişisel gelişimi aklıma gelenler arasında sayabilirim.”
“Şu anda, bu alanların her biri için ayırdığınız zamanı düşündüğünüzde ne kadar tatmin olduğunuzu 1-10 arası tek tek değerlendirir misiniz?”
“Sağlık alanında 7, iş 7, spor 3, aile 7, hobiler 3, kitap okumak 6, arkadaşlarla zaman geçirmek 5, sosyal yaşam 5, kişisel gelişim 3”
“Bu alanların içinde hangisinde biraz daha ilerleleme olsa diğer alanları da olumlu etkiler?”
“Biraz düşünmek gerekli, spor ve kişisel gelişim diyebilirim. Çünkü çok yapmak istediğim halde bir türlü spor yapmaya vakit ayıramıyorum. Kişisel gelişim de benzer, daha fazla kendime zaman ayırmak istiyorum. Gün içinde yaptıklarımı analiz etmek, düşünmek, geçenlerde Atatürk’ün bir sözünü okudum, “Her gün; sabah, akşam, gece, ne zaman sırasına getirebilirseniz, bir çeyrek, yarım saat, ne denli vakit ayırabilirseniz kendi içinize çekilin. O gün yaptığınız işi gözünüzün önünden ve düşüncenizin tartısından bir kez geçirin. Bilincinizden alacağınız yanıtların ne denli yararlı olacağını tasarlayamazsınız” diyordu. Günümüzde insanın yaşamının her alanında başarıya ulaşması için öncelikle kendisine, kişisel gelişimine farkındalıkla emek, zaman ve kaynak ayırması çok önemli bunu biliyorum ancak iş, ev, aile derken eve gelince bunlara zaman kalmıyor.”
“Öncelikle zamanınızı nasıl planlarsınız?”
“Haftalık plan ve liste yaparım, geçmişte yapmazdım ve zaman akıp giderdi ve işler de kalırdı. İş yerinde hedef belirleme ve zamanı etkili planlama konusunda bir seminer aldım onun sonrasında artık plan yapıyorum, çok da faydasını gördüm. Ancak hala eksiklikler oluyor.”
“Sizden bir an için haftanın belli günleri spor yaptığınızı ve aynı zamanda yine her gün kişisel gelişiminiz için zaman ayırdığınızı var saymanızı isteyeceğim. Acaba neleri daha farklı yapıyor olurdunuz ki hafta içinde tüm bunlar zaman planınız içinde yerini alıyor olabilsin?”
“Aslında biraz erken kalkabilirim. Sabah gazete okurum, oysa gece yatarken de okuyabilirim ve sabahları spor yaparak güne başlayabilirim.”
“Spor yapmayı tam olarak haftalık programınıza nasıl eklersiniz?”
“Örneğin kendimi haftanın 3 günü düzenli spor yaparken hayal edebiliyorum. Evet bunu yapabilirim. Salı, cuma ve pazar düzenli spor yapabilirim.”
“Kişisel gelişimiz için de zamanınız olsa programınız daha farklı nasıl olurdu?”
“Aslında daha farklı nereden zaman yaratabilirim bilmiyorum, çok doluyum gerçekten.”
“Varsayın ki, kişisel gelişiminiz için istediğiniz zamanı yaratıyorsunuz. Bunu yapıyor olmanın sizin için değeri ne olurdu?”
“Hiç böyle düşünmemiştim. Çok değerli olurdu, mutlu olurdum, kendime güvenim artardı, istediğim şeyleri farkındalıkla seçebilirdim, hatta kariyerimi ve özel yaşamımı daha iyi planlayabilirdim. Çok etkileyici!”
“Şimdi bu kazanımlardan hareketle bir düşünün, elinizde bir tılsımlı zaman planı olsaydı ve şu anda o zaman planına bakıyor olsaydınız neler görüyor olurdunuz?”
“Şimdi kendimi hafta başı zaman planımı yaparken görüyorum ve 3 güne sporu yerleştirdim bile ve fark ediyorum ki gün içinde gereksiz telefon, televizyon ve gereksiz e posta yerine, her gün yaklaşık 1, hatta 1,5 saat zamanı kişisel gelişim için okumaya, düşünmeye ve yazmaya ayırabilirim. Ve bütün bunları şimdiden zaman planıma ekledim bile.”
Çok iyi, şimdi ilk başladığımız noktaya dönecek olursanız. ‘Yaşamınızda yapmak istediklerinizi önceliklendirmek’ konusunda kendinizi nerede görüyorsunuz?”
“Başlarken 2 demiştim, şimdi 8 diyebilirim ve herhalde planı uyguladığımda bu 10 olur. Çok teşekkür ederim. Özellikle değeri düşündürmeniz beni çok etkiledi.”
“Ben teşekkür ederim ve planınıza uyacağınızdan da eminim. Bir sonraki koçluk uygulamamızda görüşmek dileğiyle”.

Denge Merkezi Kurucusu, Eğitmen, Koç

13 Mayıs 2008 Salı

Avrupalı “Denge”nin sırrını ve geleceğin mesleğini keşfetti.

Dr. Zerrin Başer (1)

Bu sayıda sizlerle yeni bir deneyim ve bakış açısını paylaşmak istiyorum. Dünyaca ünlü Uluslararası Erickson Koçluk Okulu’nun eğitmeni olarak doğu Avrupa ülkelerinde koçluk eğitimi veriyorum. Avrupa’da koçluk eğitimlerine ilgi duyan ve profesyonel yaşamına koçluk yaparak devam etmek isteyen çok insan var. Öğrencilerimin arasında eğitim alanında çalışan akademisyenlerden psikologlara, dünya çapında araştırma yapan fizikçilerden ekonomistlere, insan kaynakları alanında çalışanlardan danışmanlara, mühendislerden pazarlama sektöründe çalışanlara, profesyonel mesleğinden, emekli olandan üniversite öğrencilerine, bankacılardan üst düzey yöneticilere çok farklı mesleki geçmişe sahip insan var. Bu insanlar koçluk eğitimi aracılığı ile bir araya geliyor ve eğitim sürecinde bile birbirlerini zenginleştirerek, iyi eğitimli ve yeterli becerilere sahip birer koç olmak üzere inanılmaz çaba harcıyorlar.

Koçluğa olan ilginin temel nedenlerinden biri gelişmiş dünyanın “geleceğin mesleğini” keşfetmiş olması diyebilirim. Konuştuğum hemen herkesten aynı cümleyi duyuyorum. “Neden koçluk geleceğin mesleği?” Bunun pek çok nedeni var.

Ülkemizde henüz tanınmaya başlayan koçluk 1980’li yıllardan bu güne özellikle çok uluslu şirketlerde ve gelişmiş ülkelerde çok yaygın. Koçluğun insan yaşamına ve iş yaşamına getirdiği katkıların somut olarak ölçülmesi konusunda da pek çok araştırma yapılıyor. Elde edilen sonuçlara göre özellikle yönetsel kademelerde bulunanların, iş sahiplerinin ve yaşamlarında gelişim, yüksek motivasyon ve başarı peşinde olanların koçluk almaları halinde yaşamlarının pek çok alanında istedikleri sonuçlara ulaşabildikleri kanıtlanıyor.

Koçluğu danışmanlıktan, psikolojik yaklaşımlardan, mentörlükten, eğitmenlikten ayıran en temel özellik koçun koçluk yaptığı kişiye olan yaklaşımıdır.

Koçluk alan kişi

  • kendi sorumluluğunu farkındalıkla yaşaması,
  • kendine hesap vermesi ve kendi otoritesini kendisi için kullanması,
  • kararlarını kendi içsel süreçlerini harekete geçirerek vermesi konularında desteklenir.


Koç hiçbir zaman tavsiye veren, öğreten, öğütleyen, yol gösteren durumunda değildir, sadece kişinin kendi seçtiği yolunu aydınlatan ışık olmaya çalışır.

Koçluk yaklaşımı;

  • kişisel güveni,
  • farkındalığı,
  • kişisel ve diğer yaşam alanlarına ait hedeflerin aynı düzleme getirilerek yaşamsal dengenin sağlanmasını,
  • kişinin işi ya da davranışlarında istediği sonuçlara temel niyetinin farkındalığı ile ve güçlü bir odaklanma ile ulaşmasını sağlar.

Koç, koçluk alan kişinin geleceğini planlaması ve istediği sonuçlara yüksek motivasyonla ulaşabilmesi için sol ve sağ beynini birlikte kullanmasını sağlayan yöntemlerle bireye yaklaşır. Düzenli koçluk yapılması sonucunda hem başarı ekseninde ve hem de öz değerleri yaşama ekseninde dengeli bir artış ortaya çıkar. Stresle ortaya çıkan ve bireyi yıpratan başarı yerine içsel dengenin kurulması ile ortaya çıkan yüksek motivasyon sonucu başarıya ulaşılır.

Günümüzde Avrupa’da giderek yaygınlaşan temel yaklaşım, insanlarının bireysel alanlarını koruyarak aynı zamanda iş yaşamında “yüksek performans” ile üreten takımların üyesi olarak çalışabilmeleri. Bu doğal olarak iyi insan ilişkilerini, kişisel liderliği farkındalıkla ve yerine göre bir takım üyesi olarak takım liderliğine dönüştürebilmeyi, sıradan değil farklı ve fark oluşturabilecek yaratıcılığı ortaya koyabilmeyi gerektiriyor. İş için ayrılan zamanı sabahtan akşama kapalı mekanda ve fazla çalışarak değil hem üretimi hem de keyif, sağlık ve değerlerle dengeli yaşama eğilimlerini doğuruyor.

Avrupalı artık içsel bilgeliğini ve “yüksek insan” potansiyellerini ortaya çıkarmanın peşinde. Bir koç olarak kıyaslama yapmanın doğru olmadığını bilsem de burada ülkem adına bir pozitif kıyaslama yapmadan geçemeyeceğim. Aynı eğitimi hem Türklere hem de Avrupalılara veren bir eğitmen gözüyle dünyanın batısından ülkeme baktığımda gördüğüm; aslında ne kadar güçlü bir mayaya ve insan zenginliğine sahip olduğumuz. Anlama ve kavrama potansiyellerimizin ne kadar yüksek olduğu. Farkı yaratan ne? Kendimizi dar bir dünya penceresine kısıtlayarak “geleceğe” değil geçmişe ve bugünün sorunlarına kilitlenmemiz. İşte fark burada.

Koçluk, bireyi bugünden geleceğe; yaratıcı yaklaşımlarını ve kaynaklarını harekete geçirerek birliğin, bütünlüğün, yapay ayırımlardan arındırılmış geleceği düşleyen sistem düşünürlerinin dünyasına taşıyan önemli bir araç olarak görülüyor.

İnsan potansiyeli olarak eksiğimiz olmadığı gibi anlama ve kavrama ve farklı bakış açılarını ortaya koymada çok da güçlü yönlerimiz var, iç disiplini, yaratıcılığı seçerek ve yönümüzü geleceğe çevirerek özgün değerlerimizle istediğimiz sonuçlara ulaşmak sadece bizim elimizde.

Soru: Geleceğimizi yaratmayı seçmek için daha neyi bekliyoruz?

(1)Denge Merkezi Kurucusu, Koç, Eğitmen

01 Mayıs 2008 Perşembe

Baharla Kedini Yeniden Keşfetmek ve "Liderlik"

Dr. Zerrin Başer [1]

Bahar, doğanın bize bir kez daha canlanmayı hatırlattığı sihirli mevsim. Canlanan ve kendi doğalarının yolunu izleyen ağaçlar bize “yenilenme” ve “değişimi” haber veriyor.

Baharın değişim hatırlatmasına herkes farklı cevaplar veriyor. Kimimiz kendimizi renklenen vitrinlere, uçuk ve rengarenk makyaj malzemelerine ve takılara yakın buluyoruz. Kimimiz, daha canlı renklerle kendimizi ifade etmeyi istiyoruz. Kimimiz yollara düşmek arzusundayız. Gidecek yeni yerler arıyoruz. Sanki sihirli bir değnek baharla birlikte ruhumuza dokunuyor ve hep birlikte değişmek istiyoruz.

Bu ay ele alacağımız konu baharla başlayan canlanma, değişim ve dönüşümde koçluğun bakış açısı ve katkısı. Ya da kısaca “kişisel liderliğimizi farklı yönleri ile keşfetme” de diyebiliriz.

Bireysel özgürlüğümüzü ne kadar farkındalıkla yaşıyoruz? Yoksa “herkes böyle düşünüyor ve yapıyor ben de öyle olmalıyım, zorundayım” mı diyoruz? Konuşurken ne kadar “-meli”, “-malı” kullanıyoruz?

Liderliğin bizden uzak olduğunu ya da liderliğe ihtiyacımız olmadığını düşünüyor olabiliriz. Oysa her insan güçlü bir liderlik potansiyeli taşır. Ünlü psikiyatrist ve düşünür Carl Jung 1933’de yazdığı bir yazısında insanın bireyselliğini ve adeta bir sanat eseri kadar özgünlüğünü anlatırken aynı zamanda insanın “kitlesel”, “örgütsel” ve “istatistiksel” yaklaşımlarla kısıtlanamayacak ve kuralların istisnası bir varlık olduğuna dikkat çeker. Bireyin kendi ayakları üzerinde sağlam durmadığı, bireysel liderliğini ortaya çıkarmadığı sürece, “kitlelerin”, “örgütlerin”, “dogmaların” etkisi altında bireyselliğinin bastırılacağını ve farkında olmadan kişiliğinin yok olacağını anlatır.

Liderliği kısaca şöyle tanımlamak mümkün; dilediğimiz bir veya daha fazla alanda (iş, aile, arkadaş, uğraşı, sanat, spor gibi) yaşamın sunduğu potansiyeli ve kaynaklarınızı bütün ve odaklı olarak farkındalıkla kullanmak liderlik davranışıdır. Liderlik potansiyeli 4 farklı alanı içerir;

1.Kişisel / bireysel olarak sistemimizi tanımak, fizyolojimizin bize sunduğu özelikleri bilmek

2. “Bireysel, özgün bir sanat eseri olarak” kendimizi tanımak.

3.Kendimizle ve diğer insanlarla “iç ve dış” olmak üzere iki yönlü iletişim kurmak.

4.Geleceğe yönelik “büyük resme” sahip olmak.

Bu alanlarda “farkında” olmak önemlidir. Farkındalığı sağlamak için beynimizin bir “sihir – tılsım” etkisi yaratan özelliğinden, her durum ve şartta “sorulan soruya cevap arama” özelliğinden başlayabiliriz. İnsan beyni sorulan her soruya bir cevap arar. Cevap bulamadığımız durumlarda araştırmaya yöneliriz.

Bu yazıyı okurken şimdi lütfen durun ve düşünün:

· Beynimin daha verimli çalışması için farkındalıkla yapabileceklerim neler?

· Yaratıcılığımı daha fazla ve istediğim alanlarda nasıl kullanabilirim?

Kendimize göre pek çok cevap verebiliriz.


İnsanı diğer tüm canlılardan ayıran en temel özelliği beynin “cerebral cortex” olarak tanımlanan, diğer bir tanımıyla görüntüler oluşturan “Görsel Beyni”dir.

Şimdi başınızı yukarı kaldırıp kendinizi olmayı çok istediğiniz ve çok keyif alacağınız bir yerde düşünün. O ortamda etrafınıza bakın, gördüklerinizi, sesleri ve orada olmanın sizde oluşturduğu duyguları fark edin.

Beynimiz bir görüntü oluşturduğu anda onunla ilgili duyguları da beraberinde yaşamaya başlarız. Bu özelliğimiz aynı zamanda kişisel liderliğimizin çok önemli bir bileşeni olan büyük resmimizi, yani gelecek hayalimizi de çok güçlü bir şekilde oluşturmamızı sağlar.

Kendimizi tanımada öncelikle; “Ben ....... konu(ların)da, alanlarında, kimliklerimde neleri istiyorum, nelere ulaşmak istiyorum?” sorusuna cevap aramak etkili bir yöntemdir. Koçluğun en temel sorularından biri olan bu soru ile beynimizin odaklanma potansiyelini harekete geçiririz.

Kişisel liderliğimizin en önemli alanlarından biri olan “iletişim” aslında kendimizi ve diğer insanları anlama ve anlaşılma sanatıdır. Güçlü bir iletişimi oluşturma yollarının başında kayıt sistemlerimizi fark etme yer alır. Yani zihnimizde bir bilgiyi, olayı, duyguyu nasıl kaydettiğimizi bilmek önemlidir. Görsel, işitsel, dokunsal, ayrıca tat ve koku algılarımızla bireysel veritabanımızı fark edebiliriz. Böylece “dinleme” yetimizi olabildiğince geliştirebiliriz.

Söylenenleri, (kendimize söylediklerimizi ve diğerlerinin bize söylediklerini) gerçekten dinliyor muyuz?

İyi bir koçun iyi bir dinleyici ve sizi tüm kayıtlarınızı taramak üzere güçlü sorularla düşündüren bir usta olduğunu ve istediğiniz değişim yönünde öncelikle kişisel liderlik potansiyelini harekete geçireceğini biliniz.

Baharla birlikte istediğiniz alanda değişime ve 4 temel liderlik özelliklerinizi hangi alanda geliştirmeye başlamak istersiniz?


[1] Denge Merkezi Kurucusu, Koç ve Eğitmen

Hayatımıza giren yenilik: KOÇLUK


Elif Berna Kutluata[1]

Son günlerde ülkemizde adları sıklıkla duyulan koçların aslında ne iş yaptıkları çoğunluk tarafından pek bilinmiyor. Kendini “koç” olarak tanıtanların sayısı artmış olsa da yaptıkları işler birbirinden o kadar farklı alanlara hizmet ediyor ki henüz koçlarla tanışmamış, bir koçla çalışmamış olanların koçluk disiplini hakkında net bir fikir edinmesi zorlaşıyor. Çoğu kişi merak ediyor; nedir bu koçluk? Kime koç denir? Nasıl bir eğitimle koç olunur? Elbette en önemli soru: Bir koç ne iş yapar?

Koçluk kelimesi “Coaching” kelimesinden geliyor. “Coaching”, İngilizcede değerli malların bir noktadan diğerine taşınması için kullanılan bir ulaşım aracına verilen isim olarak ilk kez 1500’lü yıllarda kullanılmış. Zaman içinde bir durumu bulunduğu aşamadan daha ileri aşamalara aktarmak anlamında kullanılmış. “Çalıştırıcı” anlamında kullanılması da bu yüzden.

Aslında Koçluk Disiplini tam anlamıyla değerli olanın, bir noktadan hedeflenen diğer noktaya taşınmasına odaklanıyor. Değerli olan elbette “insan”, potansiyelini harekete geçirmek, olabileceği en iyiyi gerçekleştirmeye niyetlenmiş olan “insan”. Hakkını teslim etmek gerek böyle biri gerçekten önemli bir değer ifadesi taşıyor. Koçların çalıştıkları insanlara gösterdikleri saygının temelinde bu var.

Kimler koçluk hizmetinden yararlanmalı? Galiba en kısa cevap şu: şu an bulunduğu durumdan daha iyi durumda olmak isteyen. Ulaşmak istediği bir hedefi, gayreti, değişim arzusu, hayali olan, yani nüfusun yarıdan fazlası eğer istiyorsa koçluk hizmeti alabilir.

Türkiye’de Uluslararası Koçluk Federasyonu (International Coach Federation-ICF) onaylı ve eğitimli koçlar var. Elbette ülkemizin kendine ait bir federasyonu henüz oluşmadığından sırrı kendinden menkul ve koçluk adıyla çalışan kişilerle karşılaşmak da mümkün. Bu nedenle eğer bir koçla çalışmak istiyorsanız koçunuzun Uluslararası Koçluk Federasyonu-ICF onaylı bir koç olduğundan emin olmak gerekiyor. Çünkü ICF onaylı koçlar kapsamlı bir eğitimden geçerek “koç” oluyorlar. Koçluk eğitimi farklı alanlarda donanım kazandırıyor. Önemli çalışma alanları arasında beyin fonksiyonlarımız, zihinsel alışkanlıklarımız ve kendimizi ifade etme biçimlerimiz sayılabilir. Eğitim, koçluk yolunun başlangıcı, yolun devamında ise koçların kendilerini geliştirmeleri yer alıyor. Koçluk disiplini kişilerin ve elbette koçların kendilerini farklı bir yaklaşımla yeniden keşfetmelerine ve kendilerine yeni çözüm seçenekleri oluşturmalarına hizmet ediyor.

Bazen koçların ne olduğunu anlatmak yerine ne olmadıklarını anlatmak gerekebiliyor. Beklenenin tersine koçlar yol/yön gösteren kişiler değiller. Tavsiye etmiyorlar, akıl vermiyorlar. Terapist, çalıştırıcı, akıl hocası ya da antrenör değiller. Koçlar yapılması ve yapılmaması gerekenleri anlatmıyorlar.

Koçlar sorularıyla zihninizi esnek düşünmeye yönlendiren iyi dinleyiciler. Birlikte çalıştıkları kişiyi sözlerinin ötesine geçerek dinliyorlar. Aynı zamanda her koç iyi bir gözlemci. Beden dili başta olmak üzere pek çok alandan yararlanarak kişilerin kendilerini ifade etme alışkanlıklarını ve ifade edişlerini gözlemleyebiliyorlar. Koçlar, hayatta belli hedefleri olan ya da istedikleri bir soruna yönelik harekete geçmek isteyen sağlıklı insanlarla çalışıyorlar.

Kişilerin sahip oldukları ancak fark etmedikleri kaynaklarını harekete geçirmek için “Koçluk Soruları” kullanılıyor. Koçluk Disiplininin kurucularından biri olan ve yine kurucusu olduğu Erickson Collage aracılığıyla uluslar arası koçluk eğitimleri ve danışmanlıklar veren Dr.Marilyn Atkinson “Koçluğun Ruhu ve Sanatı” adlı kitabında “Koçluk soruları amacın gücünü arttırmaya ve dikkati amaçla ilişkilendirmeye yönelik olarak tasarlanmıştır. İnsanlar plan, uyum ve esneklik barındıran daha büyük boyutlardaki bütünsel sistemleri kullanmayı öğrendiklerinde yeni alışkanlıklar geliştirirler. Koçluk kişilerin kendini geliştirmesine hizmet eder” diyor.

Koçlar, birlikte çalıştıkları kişinin kendi doğruları olduğunun farkındalar. Herkesin kendi çözümlerine ve kendilerini çözüme taşıyacak kaynaklara sahip olduğunu biliyorlar. İyi bir koç, birlikte çalıştığı kişinin yeni düşünme biçimleri, dolayısıyla yeni kaynaklar ve çözümler oluşturmasına yani kişinin kendini yeniden keşfetmesine hizmet eder. Bu nedenle iyi bir koçluk seansından sonra çoğu kişi “Hiç böyle düşünmemiştim!” ya da “Şimdi düşünüyorum da aslında …” ile başlayan cümleler kurar. Bu cümlelerin arkasında koçun ve koçla birlikte çalışan kişinin koçluk disiplinine uygun çalışmış olması vardır.

Ürkmeden ve sadakatle kendiniz olmanıza destek veren bir koçla çalışmak ya da böyle bir koç olmak için Türkiye’de pek çok merkez hizmet veriyor. Bir koçluk seansı almak ya da koçluk eğitimi almak üzere bu merkezlere başvurabilirsiniz.


[1] Denge Merkezi Eğitmeni